Vatandaşlık dersi

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bartın’dan turist olarak Hollanda’ya giden iki öğretmen, bulundukları şehirde araba ile gezmeye çıkmış.

Arkalarındaki araç sürekli selektör yapıp korna çalıyormuş.

Kenara çekmişler ve Hollandalı kadın sürücünün şu uyarısı ile karşılaşmışlar;

Sürekli ortadaki yol çizgisinin üzerinden gidiyorsunuz, eskittiğiniz bu çizgilerin parası bizim cebimizden çıkıyor.

Bizimkiler, yüzlerine tokat gibi inen bu uyarıya şaşırmışlar.

Meslekleri gereği böyle şeylere en çok dikkat etmesi gereken kesimlerin başında geliyorlar ve bu da haliyle daha çok utanmalarına sebep olmuş.

Bir yabancıdan, üstelik böylesine ilginç bir ayrıntıda ve basit görünen bir konuda vatandaşlık dersi alıyorsunuz kolay değil tabii.

Gördüğünüz gibi Avrupa bize sadece insan hakları, hukuk, eşitlik, özgürlük dersi vermiyor, vatandaşlık dersi de veriyor.

Ben olsam ben de utanırdım.

Hatta yerin dibine girerdim.

Hollanda veya Türkiye ya da başka bir ülke.

Bu tür hizmetleri devlet dünyanın her yerinde vatandaşın ödediği vergilerle yapıyor.

Dolayısıyla Hollandalı kadın örnek bir davranış sergiliyor.

Alt tarafı bir yol çizgisi için bile gösterilen şu duyarlılığa bakar mısınız?

Fatih Altaylı’nın ne zaman adam oluruz başlığı altında yazdığı yazılar vardı.

Hollandalı vatandaşın gösterdiği duyarlılığa ne zaman ulaşırsak işte o zaman adam oluruz.

Hollanda’da yaşanan bu ibretlik olayı bana anlatan Aydoğan Kuruyemiş’in sahibi Hasan Aydoğan’a teşekkürlerimle…

VATANDAŞLIK GÖREVİ 

Almanya, İngiltere, Fransa, Hollanda, Belçika gibi pek çok Avrupa ülkesinde yere tükürün veya sigara izmariti atın ya da sokağa-dereye-ırmağa-denize çöp dökün bakalım haliniz ne oluyor.

Hemen adresinize okkalı bir para cezası.

Trafik kurallarını ihlal mi ettiniz ha keza yine öyle.

Mutlaka birisi sizi görecektir ve şikâyet edecektir.

Bizde fahri trafik müfettişlerinin yaptığı işi oralarda vatandaşlar gönüllü olarak yapıyor.

Ve onlar buna vatandaşlık görevi diyorlar.

Bizde ise muhbirlik, ispiyonculuk deniyor.

Bizde adam sendecilik, bana necilik, bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılık var.

Aman bana ne dediğimiz sürece işimiz çok zor.

Hem de zor oğlu zor!

TELEFON PARASI 

Bartın Gazetesi’nde (Esen Aliş’e teşekkürlerimle) 3. yıl anmasını yaptığımız şeker gazisi annem aramızdan ayrılalı bu ayın 26’sında 3 yıl oldu.

Annemden sonra ihtiyaç duymadığımız için ev telefonunu 3 yıldır kullanmıyoruz.

Fakat kapattırmadık da.

Üç kuruşun hesabını yapan babam Telekom’a 3 yıldan bu yana kullanılmayan bu telefon için her ay 20 küsur lira boşuna para ödüyor.

En sonunda bir dilekçe yaz da kapattıralım dedi.

15 Ocak 2019 tarihli dilekçeyi yazdım, verdim.

Bir süre sonra telefon ettim.

Akıbetini sordum.

25 Ocak tarihinde kapanmış görünüyor dediler.

O ara bir fatura daha ödedik.

Kapatılmasını istediğimiz telefona daha ne kadar para ödeyeceğimizi merak ettiğimden ve Telekom’un 444’lü numarasından netice almak mümkün olmadığından bu kez gidip sordum.

31 Ocak kesin kapama tarihi, bir faturanız daha var, bu son dediler.

Ve şubatta bir fatura daha ödedik, hem de tam olarak.

15 Ocak tarihinde verilen dilekçenin işlemini aynı gün veya ertesi gün yapmak yerine 31 Ocak tarihinde yapmanın mantığı nedir?

Vatandaştan giderayak daha fazla para almak mı?

Bizde devletten daha fazla ne kadar para kopartabilirim, çalışmadan, emek harcamadan nasıl daha fazla kazanabilirim düşüncesinde olan çok insan var.

Özel bazı kurum ve kuruluşlar da ne kadar çok fatura o kadar çok kazanç düşüncesinde.

Devlet de öyle.

İşte bir sürü vergi de bunun göstergesi zaten.

Bir de vatandaşın cebine saran sürpriz giderler var.

Bu en son naylon poşet olarak çıktı karşımıza.

Markette bedava olan poşeti tanesi 25 kuruştan paralı hale getirdiler.

Bir başka örnek de elektrik faturaları.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Hisarcıklıoğlu, bir toplantıda, Hürriyet Gazetesinden Vahap Munyar’ın yazdığına göre 2 bin 970 liralık bir elektrik faturasından söz etmiş.

Bu paranın sadece 1786 lirası elektrik kullanımıymış.

Kalan 1184 lira vergiler ve TRT payı gibi diğer kesintiler.

Su faturasında da var bu.

Suya verdiğimiz parada da hatırı sayılır derece vergiler ve kesintiler var.

O parası, bu parası, şu parası…

Ver babam ver.

Bu bile tek başına içinde bulunduğumuz durumu çarpıcı bir şekilde yansıtıyor.

Bizim gibi özellikle emeklisi zor geçinen bir ülkede vatandaşı ezmemek lazım.

Yol çizgisi örneğinde Hollandalı vatandaş devletini, dolayısıyla kendisini nasıl düşünüyor ve koruyor gördünüz.

Devlette orada vatandaşını düşünüyor, koruyor, kolluyor demek ki.

Karşılıklı yani.

Bu duyarlılığa erişmedikten sonra işimiz çok zor.

SİGARA VE UYUŞTURUCU 

Başsavcımız Adem Aydemir okullarda öğrencileri bilgilendirmeye yönelik faaliyetlerde bulunuyor.

Hak hukuk anlatıyor, uyuşturucu uyarısı yapıyor.

Toplumu, hele-hele gençleri doğru bilgilerle ne kadar bilgilendirsek azdır.

Gazeteci arkadaşlarla birlikte kendisine yaptığımız ziyarette de özellikle uyuşturucuyla mücadeleye büyük önem vereceğini söylemişti.

Aslında bu işe önce sigaradan başlamak gerekiyor.

Sigara da bir tür uyuşturucu ve bağımlılık yapan bir madde.

Bana göre işin kökeninde yatan nedenlerden biri de budur.

O nedenle sigara ile mücadeleye daha fazla önem vermeliyiz.

Sigara yasaklarını artırıp bu yasakların uygulanmasını mutlaka sağlamamız gerekir.

Hatta bu meretin dibi köküne kibrit suyu dökülse yeridir!

DÜNYA VARMIŞ 

Geçen 18 Şubatta sigarayı bırakalı 14 sene oldu.

Her geçen yıl izler biraz daha siliniyor.

Uzmanların dediğine göre riskler 20 senede büyük ölçüde azalıyor.

Bu süreye ulaşmak da nasip olur inşallah.

14 senedir sigara içmediğim ve dumandan kaçtığım halde halen daha akciğer kanseri veya Koah olacağım diye ödüm patlıyor.

Bu kadar seneye rağmen ben de böyle korkuyorsam, bu zehri ağzından düşürmeyenlerin, fosur fosur sigara içenlerin vay haline be kardeşim.

Hesap ettim, lise yıllarında başlamışım ve 2005’e gelinceye kadar yaklaşık 25 sene kendimi zehirlemişim.

Tabii bizim zamanımızda (70’li yıllar) sigara içmek çok cazip bir şeydi ve adeta teşvik ediliyordu.

Boy boy reklâmlar yapılıyor, her yerde serbestçe içilebiliyor, sigarayı allayıp pullayıp sizin gözünüzün içine sokuyorlardı.

Şimdiki gibi tu-kaka değildi yani.

Gençlik döneminde haliyle özentiye açık oluyorsunuz.

Sigara sizi büyük ve havalı gösteriyor ya, alın size başlamak için bir neden.

Özenti yani.

Geriye dönüp baktığımda acıyorum o yıllara.

Başta ciğerlerime ve damarlarıma olmak üzere vücudumun her yerine eziyet etmişim yıllarca.

Allah’a şükür ki doktor bırak demeden, bu yüzden hasta olmadan, hastanelere düşmeden bıraktım.

Ne kadar erken bırakılırsa o kadar iyi.

İş işten geçmeden, çok fazla tahribat görmeden bırakmak lazım.

Hatta hiç başlanmasa daha iyi.

O nedenle sigara ile mücadeleye daha fazla önem verilmeli.

Bıraktırılması sağlanırken, teşvik edilirken başlanmasının da önüne geçilmeli.

Kimi sigara içerken görürsem bırakın, yazık etmeyin kendinize diyorum.

Bu uyarıyı insanlık namına yapıyorum, bunu görev biliyorum.

Sigarayı düşman olarak görürsek, şehirlerin düşman işgalinden kurtuluşlarını kutlamaları gibi ben de her yıl 18 Şubatı, tarifsiz bir sevinçle vücudumun düşman işgalinden kurtuluşunun yıldönümü olarak kutluyorum.

Sigarayı bıraktım, oh be dünya varmış dedim.

Bunu14 yıldır diyorum.

Bırakın, sizde farkı fark edin.

HAYATINIZI DUMAN ETMEYİN 

Prof. Osman Müftüoğlu 13 Mart tarihli Hürriyette paylaştı.

Buyurun birlikte okuyalım;

“Beni öldüreceğini bildiğim halde devam ettim!

Sigara içtiği için akciğer kanseri olan ve 66 yaşında hayata veda eden bir Amerikalının, Geoffrey Turner’ın bizzat kaleme aldığı ölüm ilanındaki diğer cümleler de şunlar: “Aptalca kararlar alıp sigara içmeye devam ettim. Sigara içiyorsanız hemen bırakın. Çünkü hayatınız buna bağlı.”

Zararlı olduğunu bile bile sigara içmeye devam ettiğini ‘ölüm ilanı’nda itiraf eden Turner’ın şu cümleleri de önemli: “Hayat güzel. Onun duman olup, uçup gitmesine izim vermeyin…”

Lütfen unutmayın: Sigara sadece akciğer kanserinin birincil sebebi değildir. Ağız, yemek borusu, mesane başta olmak üzere daha pek çok kanserde de baş aktör yine odur! Ayrıca zifti ile solunum yollarını daraltıp amfizeme yol açarak, akut nikotin zehirlenmesi ile kalbi aritmi krizleri ile durdurarak, beyinde felçlere sebep olarak da hayatınızı sonlandırabiliyor.”

Amerikalının son pişmanlığı fayda etmemiş.

Sigara içenlere ibret olmalı.

Prof. Müftüoğlu’nun uyarıları da dikkat çekici.

Herşeye rağmen halen daha sigara içiyorsanız, siz bilirsiniz.

Kendi düşen ağlamaz kardeşim!

 

YÜRÜYÜŞ NOTLARI 

Şekerle mücadele kapsamında geçen yılın şubat ayından bu yana yürüyüş yapıyorum.

Allah bana yürü ya kulum dedi, ben de yürüyorum.

Başkasını banka hesabıyla yürütür, bizi de böyle yürütüyor işte ne yapalım.

Gözlerimiz görüyor, elimiz ayağımız tutuyor, ciğerlerimiz yetiyor ve yürüyebiliyoruz ya, buna da şükür.

Yürüyüşün sayısız faydası var.

Bu sayede hem şekeri hem de kiloyu kontrol altında tutabiliyorsunuz.

Bildiğiniz ilaç yani.

Hem de bedava ilaç.

Yürüyerek eşi dostu görebiliyorsunuz.

Ayrıca şehirde olup bitenleri yakından görme imkânı bulmak da mümkün.

15 binden fazla öğrenciye rağmen kiralık yazılı boş binaların, özellikle konutların çokluğu oldukça dikkat çekici mesela.

Bundan Bartın’ın binaya doyduğu, ihtiyaç fazlası çok sayıda binamızın olduğu anlamı çıkarmakla birlikte insan acaba gizli göç mü var demeden de edemiyor.

Tabii konunun öğrencilerle ilgili kısmında son zamanlarda yapılan yurtlara dikkat çekmek lazım.

Bunların barınma sorununun çözümüne katkısı büyük.

Doğalgazın da temiz havaya çok büyük katkısı var.

Yürüyüşleri is, duman, kirli hava solumadan yapabiliyoruz bu sayede.

Bazı yerlerde az da olsa kömür kullanımından dolayı küçük çaplı kirlilikler olsa da havamız büyük ölçüde temizlendi diyebiliriz.

Yapanlardan, yaptıranlardan, vesile olanlardan Allah razı olsun.

Faturalar kabarık geliyor ama kirli hava solumaktan iyidir.

Nihayetinde sağlık parayla alınmıyor.

Para bulunur da sağlık kaybedilince bir daha bulunmuyor.

Bulunsa da eskisinin yerini tutmuyor.

Kömür dumanından kurtulduk ama bir de egzoz dumanı var başımızda.

Yağmurdan kaçarken doluya tutuluyor insan.

Memlekette insandan çok araç var.

Çevre yollarında ve kaldırımlarda yürüyüş yaparsanız mecburen hem toz yutuyorsunuz hem de egzoz dumanı soluyorsunuz.

Buna da bir çare bulunsa keşke.

EMEKLİ ZAMLARI 

Bu memlekette bin lira ile bin 500 lira arasında maaş alan en az 3-4 milyon emekli var ve gazetelerin ne olacak “Bu insanların hali, bu parayla nasıl geçinilir, yazık günah değil mi?” diye sabahtan akşama kadar yazmaları gerekirken, internet haber sitelerinde her gün emekliye zam haberi var.

Emekliler 6 aylık iki dilim halinde yılda 2 kez zam alıyor devletten.

Ama bu sitelere bakılırsa emekli maaşına her gün zam yapılıyor.

Yüzde 5’lik 10’luk zamları hem de 3-5 ay öncesinden öyle ballandıra ballandıra yazıyorlar ki sanırsınız emekliler bu ülkede bir eli yağda bir eli balda yaşıyorlar.

Bir de sıklıkla 2000 yılından sonra emekli olanlar için intibak haberi yapıyorlar.

Farklı başlıklar kullanılarak daha önce yazdıklarını tekrar edip duruyorlar.

Bozuk plak gibi hep aynı şarkıyı çalıyorlar.

Temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp önümüze koyuyorlar.

Bu da bir tür istismar.

Gazetelerin internet siteleri emeklileri istismar ediyor.

Basın ahlakı sizlere ömür, ruhuna fatiha.

Gazetelerin internet sitelerine daha çok ziyaretçi çekmek, habere daha çok tık almak için yaptıkları pis bir oyun bu.

Yalan yanlış, pireyi deve yapan abartının daniskası emekli zammı haberleri.

Gazetelerin tirajlarının yerlerde sürünmesinin nedenlerinden biri de bu işte.

Basının inandırıcılığı, güvenilirliği yok.

Bu kafayla da olacağa benzemiyor.

Böyle giderse daha çok okur kaybederler!

KUYRUK MESELESİ 

İktidarla muhalefet arasında kuyruk tartışması yaşandı.

Tartışmanın çıkış noktası indirimli sebze meyve satışları idi.

İktidarın tanzim satış uygulamasına büyük rağbet gösteren vatandaşların uzun kuyruklar oluşturmasını eleştiri konusu yapan muhalefete iktidardan bunlar bereket kuyrukları yanıtı geldi.

Bana kuyruğunu söyle sana dönemini söyleyeyim noktasına gelen tartışmalar yerel seçimlere de siyaset malzemesi oldu.

1980 öncesinde yaşanan yokluklardan kaynaklanan kuyruklar da bu vesile ile gündeme getirilerek hatırlatıldı.

O zamanlar kıtlık vardı, karaborsa vardı.

Eski belediye binasının arkasındaki sokakta tanzim satış mağazası vardı ve burada ben de birçok kez gıda maddesi kuyruğuna girmiştim.

Para vardı ama her istediğinizi istediğiniz o zaman alamıyordunuz.

Şimdi her şey var ama para yok.

Yani tersine döndü.

Para olanlar da var ama toplumun önemli bir bölümünü oluşturan dar gelirliler de yok.

Bu kesimde bilhassa emeklilerin alım gücü son derece düşük.

Her şey var ama para olmadıktan sonra bir şey ifade etmiyor ne yazık ki.

BEN DEMİŞTİM 

Amerika’da Trump başkan olunca “Eyvah, dünyanın vay haline. Bu dengesiz davranışları olan ve devlet tecrübesi olmayan adam zamanında 3. Dünya Savaşı çıkmazsa başka zaman hiç çıkmaz. Eşi başkanlık yapan ve Dışişleri Bakanlığı görevinde de bulunan Hilary Clinton bu göreve daha uygundu ve bu işi layıkıyla yapardı” diye yazmıştım.

Savaş henüz çıkmadı ( inşallah da çıkmaz) ama Trump savaşa sebep olabilecek onlarca tehlikeli adım attı.

Göreve gelir gelmez kendisini eleştiren basınla kavga eden, gazetecileri basın toplantılarında tersleyen, azarlayan, susturan, yasaklayan Trump, Kuzey Kore’den Rusya’ya Venezuela’dan Türkiye’ye, Suriye’den İran’a ve daha pek çok ülkeye posta koydu, kabadayılık yaptı.

Bu yüzden karşılıklı restleşmeler gördük.

İşte en son İsrail’in lehine, bütün dünyanın tepkisini çeken kararları.

Kudüs’ten sonra Golan tepeleri.

Şimdi herkes sırada ne var diye tedirgin bir bekleyiş içinde.

Allah sonumuzu hayır etsin.

SEÇİM ZAMANI

28 Mart günü Belediye Başkanı Cemal Akın’ın Kemikpark’ta düzenlediği basın toplantısına katıldım.

Ne zaman bir toplantı veya etkinlik olsa davet ediyorlar, sağolsunlar.

Emekli olduk diye unutulmuyoruz.

Unutulmamak, önemsenmek güzel bir şey.

Başkan Akın bu işleri iyi biliyor.

Ne kadar önemsenirseniz o kadar önemsersiniz.

Toplantıda verdiği mesajları gazeteci arkadaşlar zaten haber yaptılar.

Köşe yazısı yazan da olmuştur mutlaka.

Ben karışmak istemiyorum.

Yusuf Aldatmaz ve Mehmet Arslan’la arkadaşlığımız, dostluğumuz var.

Cemal Akın ile ha keza yine öyle.

30 senedir tanırım, bilirim, ağabey-kardeş gibiyiz, dostluğumuz, arkadaşlığımız var.

Üç günlük dünya.

Ve Bartın küçük bir yer.

Yarın yine yüz yüze bakacağız.

Kimseyi kırmak istemem.

O nedenle, bir tahminim ve öngörüm olsa da ve bunları sohbetlerde bana soranlarla paylaşsam da, buradan seçimlere dair bir şey yazmak, sonuçlara dair fikir beyan etmek istemiyorum.

31 Martta sandık başına gideceğiz.

Sonuçlar şimdiden hayırlı uğurlu olsun.

Bartın kazansın diyorum.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Vatandaşlık dersi

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir