Bu güne kadar Kızılay’a 9 kez kan bağışı yapan Kumlucalı ‘Artis’ lakaplı Hüseyin Aksoy, onuncu kez yine kuyruktaydı. Ancak bu kez ‘olmaz’ dediler. Neden mi? Hepsi haberimizde…
74MEDYA/YAŞAM
Hüseyin Aksoy 49 yaşında. Kumluca-Bartın hattında sefer yapan dolmuşlardan birinde şoförlük yapıyor. Damarlarında az bulunan A Rh (-) kan taşıyor. Bu güne kadar çeşitli vesilelerle 15 kezden fazla kan vermiş. Yani Kızılay’ın en sevdiği bağışçılarından.
Kızılay Bartın Şubesi tarafından Cumhuriyet Meydanı’nda başlatılan kan verme kampanyasını duyunca yine tası tarafı toplayıp Bartın’ın yolunu tutmuş. Pek çok kampanyada kan verirken hatırladığımız Hüseyin’e, namı diğer Kumluca’nın “Artis”ine bugün Kızılay kan merkezinde rastladık. Ancak bu kez üzgündü. “Neden” diye sorduk, ortaya çok çarpıcı bir hikaye çıkardık…
Hüseyin’in kan vermeyi alışkanlık haline getirmesi, 15 yıl öncesine dayanıyor. Kuzenini Ankara’ya hastaneye götürmüşler. Onlardan az bulunan 5 torba kan bulmasını istemişler. “Ben bir annenin, bir babanın yaşadığı çaresizliği o gün orada gördüm” diyor.
O günden sonra da her fırsat bulduğunda bağışçı olmuş. Bugün ise kan değerleri düşük çıkmış. Kızılay’ın çadırındaki doktor, “Kan değerlerin 12,5. Kan verebilmen için 13,5 ya da 14 olmalı” diyerek geri çevirmiş bizim Hüseyin’i. Ramazan’da oruç tutup tutmadığı sormuş doktor. “Evet, tuttum” yanıtını alınca da “Ramazan ayında beslenme dengesi değişince kan değerlerinin normal seviyeye ulaşması biraz zaman alabilir” diye bilgilendirmiş.
9 kez resmi kaydı çıkmış bizim Artis’in Kızılay’da. 10. kez kan verememiş olmanın üzüntüsünü yaşamış. Birkaç kez de trombosit bağışı yapmış. Yani kanında bulunan ve hastanın ihtiyacı olan kan bileşeninin “eritrosit, trombosit veya plazma) alınması ve diğer bileşenlerin bağışçıya geri verilmesi işlemi. Kök hücre için de başvurusunu çoktan doldurmuş.
SEVİYORUM BÖYLE YAPINCA, MUTLU OLUYORUM
Diyor ki; “Hastanelerde çaresiz çok insanımız var. İnsanlarımıza bir katkımız olsun, bir hayat kurtaralım istedim. Seviyorum böyle yapınca, mutlu oluyorum…”
Böyle de güzel yüreği var anlayacağınız. Az bulunan bir kan grubu olunca, genel bağışçılar listesine çoktan girmiş. Şöyle anlatıyor: “Bir gün telefonum çaldı. Ankara’dan aradılar. Bir kanser hastası için canlı kan bağışı gerekiyormuş. ‘Gelir misin?’ diye sordular. Hiç düşünmeden kabul ettim. Tek şartım vardı; hasta yakınları beni görmesin, tanımasın. Herhangi bir şekilde kimsenin mahcubiyet yaşamasını, minnet duymasını istemiyorum…
Kabul ettiler. Otogarda indim, yol kenarından hiç tanımadığım bir adam arabasıyla beni aldı, hastaneye götürdü. Canlı nakil yaptılar. Oradan çıktıktan sonra da doğruca Bartın’a geri döndüm. Sonra peşimden hasta yakını bir şekilde telefonumu almış, aradı. En azından masrafını karşılayalım gibi şeyler söyledi. Çok da ısrar ediyordu. Zaten hastane çaresizliğini yaşayan bir aile, bilen bilir. ‘Yok kardeşim, Allah razı olsun desen bu bana yeter’ deyip kapattım.
Bir hayat kurtarmaktan daha büyük zenginlik ne olabilir. O yaptığım şeyin huzurunu uzun süre yaşadım içimde. Allah ömür verdiği sürece kan vermeye, bir hayata dokunmaya devam edeceğim…”
BİR ALKIŞI DA O HAKETMİYOR MU?
Birkaç kez de Bartın’da hastanede benzer durumla karşılaşmış Hüseyin. Hasta yakınlarına haber vermeden sessiz sedasız kanını verip yaşadığı iç huzuruyla dönmüş evine.
İşte böyle bir insan Hüseyin. Pandemi sürecinde hepimiz sağlık çalışanları için alkış yapmıştık. Ne dersiniz; bir alkışı da Hüseyin hak etmiyor mu?
xxxxxxxxxxxx
