Kaşıkçı Cinayeti ve Suudi Arabistan’ın Müslümanlığı  

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
bartinstar

“Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ebedi kalacağı cehennemdir.

Allah ona gazap etmiş, ona lanet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.”

Nisâ suresi 4/93 ayete göre ahirette ebedi cehennem azabıyla cezalandırılacağı, Allah’ın gazap ve lanetine uğrayacağı bildirilen katil veya katilleri bu dünyada bekleyen akıbeti de Bakara suresi 2/178 ve el-İsrâ suresi 17/33 söylüyor;

“Haksız yere ve kasten mümin bir kimseyi öldüren, -yakınlarının talebine bağlı olarak- dünyada kısasen öldürülür.”

bartinstar

Evet, Kur’an-ı Kerim cinayet konusunda böyle diyor.

Yazıya böyle girmemizin sebebi Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın cinayetinden sorumlu tutulan Suudi Arabistan’ın İslam devleti olup şeriat kurallarına göre yönetiliyor olmasıdır.

Konuya bu şekilde yaklaşarak İslam’ın kutsal yerlerini elinde bulunduran ve her yıl milyonlarca Müslüman’ın umre ve hac ziyaretinden çuvallar dolusu paralar kazanan Arap yarımadasının en büyük ülkesinin İslam’a ne kadar uygun davrandığına bakalım istedim.

Eleştiren gazeteci sevilmez!

Biliyorsunuz Suudi Arabistan monarşi ile yönetiliyor.
Ülkede kral devlet ve hükümet başkanı.

Cemal Kaşıkçı da kralın ve veliaht prensin yönetim anlayışını, icraatlarını eleştiren, ülkesinde insan hakları, demokrasi ve özgürlük isteyen bir gazeteci.

Haliyle eleştiriler kralın ve prensin hoşuna gitmiyor.

Diyeceksiniz ki eleştiriyi kim sevmiş ki onlar sevsin.

Haklısınız.

Demokrasilerde bile sevilmedikten, hazmedilmedikten sonra monarşilerde hiç oğlu hiç sevilmez ve hazmedilmez tabii ki.

Bunda şaşacak bir şey yok.

Biz de şaşmıyoruz zaten.

Özgürlük rejimlerinde görmediklerimizi baskı rejimlerinden, kapalı kutu ülkelerden bekleyecek değiliz elbette.

Kral ve tahtının varisinin ve onlar gibi düşünenlerin eleştiri sevmemezliklerini anlayabiliriz belki ama bizim aklımıza yatmayan, anlayamadığımız şey bunu, yani Kaşıkçı’nın başına gelenleri İslami kurallara, şeriata göre yönetilen bir devletinin yapması.

Bu ülkede her şeyde İslam önceliği var.

Hemen hemen her yerde İslam’a göre olma niteliğini görebiliriz.

O nedenle bana göre işin asıl üzerinde durulması gereken yönü budur.

En büyük günahlardan biri

Budur çünkü İslam’da cinayet yoktur.
Bizim dinimiz hoşgörü, sevgi, iyilik, barış, kardeşlik, dostluk dinidir.

İnsanı öldürme değil, yaşatma dinidir.

Allah bile birçok günah için tövbe kapısını açık bırakıp, özellikle kandiller ve Ramazan ayı gibi özel zamanlarda, müstesna günlerde pişman olup kendisinden af dileyenleri affederken Suudi Arabistan devletini yönetenler sırf bizi eleştiriyor diye bir cana nasıl kıyabiliyorlar, kıydırabiliyorlar.

İslam da kurallar adaletlidir.
Kur’an’da haksız yere bir cana kıyanın bütün insanları öldürmüş gibi ağır bir suç işlediği, bir insanın hayatını kurtarmanın da bütün insanlara hayat verme gibi yüce ve değerli bir davranış olduğu ifade edilir. (el-Mâide 5/32)

İslâm’da adam öldürme (cinayet) büyük günahlardan birini teşkil eder.

İslâm dininde, savaş halinde bile Müslüman savaşçıların düşmanı öldürme hakkı çok sınırlı tutulmuş, kadın, çocuk, din adamı, yaşlı kimseler gibi savaşa bilfiil katılmayanların öldürülmesi yasaklanmış, savaş esirlerinin yaşama hakkı korunmuştur.

Zina suçu işlerken yakalanan suçlunun veya bir cinayet işleyen kimsenin suç mağdurlarınca öldürülmesi değil, suçlunun devlet eliyle, objektif ve adil yargılama sonucu cezalandırılması ilkesi benimsenmiştir.

Bir hadiste ölüm cezası sınırlandırılmış, sadece üç suçlu için ölüm cezasının verilebileceği belirtilmiştir. Bunlar da irtidad (dinden dönme), evlinin zinası ve kasten adam öldürmedir. (Ebû Dâvûd, Hudûd, 1)

İslamofobi’nin değirmenine su

Dolayısıyla Kaşıkçı’nın başına gelenler ne İslam’a sığar, ne de insanlığa.

Bu olayla birlikte bir kez daha görüldü ki;

Devletler de bazı gruplar veya kişiler gibi dini istismar ediyor, işine nasıl gelirse öyle davranıyor, nalıncı keseri gibi kendine yontuyor.

Cemal Kaşıkçı cinayeti Suudi Arabistan’ın Müslümanların kutsal yerlerine sahip olma gerçeğini değiştirmez ama bu ülkenin, bu ülkeyi yönetenlerin Müslümanlığını tartışmalı hale getirir.

Devlet eliyle işlendiği ayan beyan ortada olan bu cinayetle Suudi Arabistan İslam düşmanlarının, İslam’ı terörle bir tutanların, Müslümanları terörist görenlerin, dinimizi kötüleyenlerin de ekmeğine bir güzel yağ sürmüştür.

Bu cinayet, son yıllarda artan ve Müslümanlara ve İslam dinine karşı oluşturulan ön yargı ve ayrımcılıktan kaynaklanan, Müslümanlara karşı duyulan irrasyonel nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve kin besleme anlamına gelen İslamofobi’nin (İslam korkusu) değirmenine de oluk-oluk su taşımıştır.

Muhaliflere gözdağı

Biliyorsunuz Kaşıkçı, Washington Post gibi Amerika’nın ve dünyanın önde gelen gazetelerinden birinde yazıyordu.

Biliyorsunuz diyorum çünkü iki aydan bu yana her gün televizyonlarda ve gazetelerde mutlaka bir Kaşıkçı haberi var.

Artık yaşananları sağır sultan bile duydu.

Bütün suçu muhalif olmak olan değerli meslektaşımız sadece gazeteye yazmıyor, televizyon programlarında konuşuyor, dünyanın birçok yerinde konferanslar veriyor, panellere katılıyordu.

Yazıları, konuşmaları, sosyal medya mesajları Suudi Arabistan yönetimini, veliaht prensi kızdırıyordu.

Muhalif gazeteci Kaşıkçı’nın sözleri Suudi Arabistan’da halkı yönetime karşı kışkırtabilir miydi?

Bunu tabii ki yapabilirdi.

Baskıdan, sıkı düzenden bunalan halk sokağa dökülürse, bir Arap baharı daha yaşanırsa ne olurdu?

Tabii ki kral ve veliaht prens koltuğundan olurdu

Belli ki bunları da hesap ederek meslektaşımızı en iyi gazeteci ölü gazetecidir düşüncesiyle susturmak istemişler.

Onu susturarak muhaliflere “ayağınızı denk alın” mesajı da göndermiş oldular ki bu da bir taşla iki kuş vurmak demektir.

Şu tezgâha bakın

Türk nişanlısı ile evlenebilmesi için ilk karısından boşanma belgelerine ihtiyacı olan Kaşıkçı’nın bu belgeleri almak için gittiği Washington’daki Suudi Arabistan Büyükelçiliği’nden, Türkiye’deki Suudi Arabistan başkonsolosluğuna yönlendirildiğini biliyoruz.

Yönlendiren kim?

Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın kardeşi ABD’deki Suudi Arabistan Büyükelçisi Halid bin Selman.

Bu menfur cinayetin başından beri peşini bırakmayan ve bana göre çok güzel bir gazetecilik örneği sergileyen Amerikan basınına yansıyan haberlere göre CIA, Halid bin Selman’ın görüşmelerinin de yer aldığı bazı telefon kayıtlarını incelemiş.

Buna göre Halid bin Selman’ın Kaşıkçı’ya gerekli belgeleri almak için İstanbul’daki Suudi konsolosluğuna gidebileceği konusunda güvence vermiş.

Bu arada Kaşıkçı’yı ortadan kaldırmak isteyenler randevu günü için hazırlık yapmışlar.

Özel infaz ekibi

O gün Suudi Arabistan’dan sırf bu iş için 15 kişilik özel bir infaz ekibi gelmiş.

İstanbul’a tuzağa çekilen Cemal Kaşıkçı’yı içeride hem de konsolosun odasında öldürmüşler, katletmişler.

Sonra kesmişler, parçalamışlar, asit döküp eritmişler, cesedi yok etmişler ve infaz ekibi işini bitirdikten sonra aynı gün uçakla geri dönmüş.

Biliyorsunuz bu cinayetin bir de ses kaydı var.

Yine basına yansıyan haberlerde Türk yetkililerin elindeki ses kaydının bir kopyasını CIA Direktörü Gina Haspel’e verdiği ve Haspel’in bunu dinlediği, ses kayıtlarının Kaşıkçı’nın konsolosluğa girmesinden kısa süre sonra öldürüldüğünü gösterdiği belirtiliyor.

Haberlerde, “Ses kaydını bilen kişiler, Kaşıkçı’nın Suudi Başkonsolos’un odasında öldürüldüğünü, sonra Başkonsolos’un Kaşıkçı’nın cesedinden bir an önce kurtulunması ve konsolosluktaki delillerin temizlenmesi gerektiğini söylediğini aktardığı” da belirtiliyor.

Baş şüpheli veliaht prens

Amerikan basınındaki haberlere göre muhalif gazeteci Kaşıkçı, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Salman’ın hedefinde olduğu gerekçesiyle korku içinde yaşıyormuş.

Uzun süredir arkadaşı olan Barnett Rubin, Kaşıkçı’nın Veliaht Prensi “büyük bir tehdit” olarak gördüğünü söylemiş.

Kaşıkçı, 2017 yılı eylül ayında arkadaşına yazdığı elektronik postada, Veliaht Prense atıfta bulunarak, “Bu çocuk çok tehlikeli, karım ve dostlarım bana sessiz ve akıllı olmamı tavsiye ediyor, artık daha akıllı konuşmam gerekir” demiş.

Ortadoğu’da Çatışma Çözümleri Enstitüsü Direktörü Randa Slim, Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’da yaşadığı dönemde de Veliaht Prensin kendisine, “televizyonlara çıkmaması, sosyal medyada mesaj atmaması ve yazı yazmaması” konusunda baskı yaptığını söylemiş.

Kaşıkçı Washington’daki büyükelçiliğe girip çıkarken bile endişeleniyormuş.

Suudiler köşeye sıkıştı

Kaşıkçı’nın konsoloslukta kaybolması sonrası Türkiye’nin soruşturması, Uluslararası ajanslar, başta Amerikan ve Türk basını olmak üzere dış basın ile dünya liderlerinden birbiri ardına yükselen tepkiler Suudileri köşeye sıkıştırdı.

Kaşıkçı’nın kaybolduğu ilk günlerde ‘içeri girdi ve sonra çıktı’ diyerek cinayet iddialarını reddeden Riyad yönetimi 18 gün sonra acı gerçeği itiraf etti.

Yoğun tepkiler ve oluşan uluslararası baskı sonucu, göstermelik olduğunu düşündüğümüz bir dava açan-açmak zorunda kalan-Suudi Arabistan Savcılığı, gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın cinayetine karıştığını belirlediği 11 zanlıdan 5’inin idamını istediğini açıkladı.

İstanbul’a gelip güya soruşturma yapan ve ülkesine koliler dolusu kuruyemiş ile dönen Suudi Başsavcının açıklamasında Kaşıkçı’nın ölümünde boğuşma sırasında verilen yüksek dozda uyuşturucunun etkili olduğu da belirtildi.

Önce Kaşıkçı’nın konsolosluktan çıkıp gittiğini, baskılar üzerine sonra içeride yaşanan arbedede öldüğünü açıklayan ve yoğun tepkilerin ardından köşeye sıkışınca cinayeti kabul eden-itiraf eden- Suudi Arabistan’da bu olayın emrini kimin verdiği ise açıklanmadı.

Ben yaptırmadım demedi

Öyle ya bu cinayet için uçağa atlayıp günü birlik İstanbul’a gelen 15 devlet görevlisi kafasına göre hareket etmeyeceğine göre birisinden emir aldı.

Bu isme bütün dünya veliaht prens gözüyle bakıyor.

Onun da şu ana kadar “benim bu işle ilgim yok, ben yaptırmadım” diye bir açıklamasını duymadık.

Bütün şüpheleri üzerinde toplayan veliaht prensin çıkıp da ‘Evet bu cinayetin emrini ben verdim, adamları İstanbul’a ben yolladım. Cemal Kaşıkçı muhalifti. Katli vacipti. Onu ortadan kaldırttım’ demesini de kimse beklemez tabii.

Bunun dünyada örneği yok zaten.

Belki nadiren de olsa vicdan azabından dolayı bu tür itiraflar olabiliyorsa da böyle bir açıklama yapabilmesi demek krallığı feda etmesi demek olacağından ve sanıkların da mahkemede “bize bunu prens yaptırdı” demeyeceklerine, diyemeyeceklerine göre bu gerçeğin ortaya çıkması öbür dünyaya, eninde sonunda hepimizin göreceği ilahi adalete kaldı demektir.

Bu da yine dinimize göre, baş şüpheli veliaht prens eğer bu cinayetim emrini verdiyse bu dünyada vicdan azabı öbür dünyada da kabir azabı çekecek anlamına geliyor.

Yazının bu bölümünü (Yusuf suresi 12/21) ile bitirelim;

“Allah, neyi diler, neye hükmederse onu muhakkak yerine getirir. Ne var ki, insanların çoğu bunu bilmez.”

İnfazcılar devlet görevlisi

Eğer bu cinayet sokak ortasında veya bir otel odasında ya da kuytu bir köşede işlenseydi Suudi Arabistan devletini yönetenleri suçlamak bu kadar kolay olmazdı?

Bu dehşet verici olay bildiğiniz gibi âlâlâde bir yerde değil Suudi Arabistan’ı Türkiye’de temsil eden, onun bayrağını dalgalandıran, dokunulmazlığı olan resmi bir kurumda oldu.

Yine bu cinayeti istihbaratçı asker, adli tıp uzmanı gibi hepsi devlet görevlisi olan isimlerden müteşekkil özel bir ekip işlemeseydi de tutulan kiralık bir katil yapsaydı yine bu kanıya hemen varılamazdı.

İnfaz timindeki bazı kişilerin veliaht prensle doğrudan ilişkili olması da Kaşıkçı’nın devlet eliyle işlenen bir cinayete kurban gittiğini gösteren en önemli bilgi ve bulgulardan biri.

CIA’in araştırmasında cinayetin Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın -ülkedeki en küçük işleri bile denetleyen yapısı nedeniyle- emri ya da bilgisi olmadan işlenmeyeceğinin belirtilmesi de şüpheleri destekleyen bir başka unsur.

Emir en üst makamlardan geldi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kaşıkçı’nın da yazdığı Washington Post gazetesi için “Suudi Arabistan’ın, Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi hakkında hala cevaplaması gereken birçok soru var” başlıklı bir makale kaleme aldı.

Makalede Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın, 2 Ekim günü, Suudi Arabistan’ın İstanbul’da bulunan başkonsolosluğuna evlilik işlemleri için girdiğini ve bir daha kimsenin onu göremediğini belirten Erdoğan, “Türkiye, yaşanan olayı tüm yönleriyle aydınlatmak için geçtiğimiz bir aylık süre zarfında elindeki tüm imkânları seferber etti. Bu gayretlerimiz neticesinde, tüm dünya Cemal Kaşıkçı’nın soğukkanlı biçimde bir suikast timi tarafından öldürüldüğünü öğrendi. Cinayetin önceden planlandığı kesin olarak ortaya çıktı” ifadesini kullandı ve şöyle dedi;

Cinayeti işleyenlerin, Suudi Arabistan’da derdest edilen 18 şüphelinin içinde olduğunu biliyoruz. Aynı şekilde bu şahısların kendilerine verilen ‘Cemal’i öldürme ve Türkiye’den ayrılma’ emirlerini yerine getirmek üzere geldiğini de biliyoruz. Son olarak Cemal’in katledilmesi emrinin, Suudi hükümetinin en üst makamlarından geldiğini de iyi biliyoruz”.

Adres belli

15 devlet görevlisi kafalarına göre hareket etmeyeceğine göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da dediği gibi Kaşıkçı’nın ölüm emri Suudi hükümetinin en üst makamlarından geldi.

Kimdir bu en üst makamlar?

En başta kral.

Adam yaşını başını almış

Öbür tarafa yaklaşmış.

Ayrıca koskoca kral.

Yazılarını beğenmese de Kaşıkçı’nın öldürülmesi için emir verir mi, verebilir mi?

Böyle bir cinayetle anılmak ister mi?

Sanmıyoruz.

Hadi onu devre dışı bırakalım.

Kraldan sonra en yetkili kişi kim?

Veliaht prens.

Kendisi aynı zamanda savunma bakanı.

Bu cinayette başından beri en çok onun adı geçiyor zaten.

Emri onun verdiğini iddia edenlerin haddi hesabı yok.

Zaten Kaşıkçı da Suudi devletini yönetenleri yani kralı ve veliaht prensi eleştiriyordu.

Ve Suudi devletinin yönetim biçimine, sistemine göre her şey bu iki isimden sorulduğuna göre, daha ne?

O halde bu cinayetin altında başka birisini aramaya gerek yok.

Kral ol(a)mayacağına göre bütün oklar veliaht prensin üzerine çevrili.

Öyle ya Kaşıkçı’nın Suudi devletinde başka isimlerle ve canını almaya gelen infaz ekibindeki devlet görevlileri ile bir alıp veremediği olmadığı için başka seçenek kalmıyor.

Konsoloslukta cinayet

Olaylar, ileride bu isim altında bir gerilim, korku filmine konu olacak cinsten.

Ses kaydında Kaşıkçı ile kendisini infaz edenler arasında geçen tüyler ürpertici diyaloglar, dinleyenleri dehşete düşüren detaylar varmış.

Bu tapeleri okuyan, bu kaydı dinleyen devlet adamları da yaptıkları açıklamalarda bunun vahşet olduğunu söyledi.

Bu cinayetin filmi yapılırsa değme korku filmlerine taş çıkartır diye düşünüyorum.

Şimdi ben böyle yazıyorum diye, kral hazretlerini ve yaveri prensi eleştiriyorum diye bunlar beni de yok etmeye kalkışmasınlar sakın.

Bırakın bunların elçiliklerinden, konsolosluklarından içeri girmeyi, insan önünden bile geçmeye korkar artık bu saatten sonra.

Bunlardan her şey beklenir.

Basına verilen değer

İki mübarek şehir Mekke ve Medine’nin özel konumundan dolayı Kur’an’la hükmeden bir devlet olan Suud ailesinin hükümranlığındaki Suudi Arabistan’ı yönetenler Cemal Kaşıkçı gibi uluslararası toplumda söz sahibi çok önemli bir muhalifi ortadan kaldırırken, son zamanlarda birçok ülkede görülen gazeteci cinayetlerine de böylece bir yenisi daha eklenmiş oldu.

Bu da dünyada basına verilen değeri (!) eleştiriye olan alerjiyi ve anti demokratlığı bir kez daha gözler önüne serdi.

Almanya ve Danimarka bravo

Basına verilen değer demiş iken bazı ülkelerin bu olayla ilgili dikkat çekici tutumlarına da birkaç örnekle göz atalım isterseniz;

ABD yönetimi, gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesiyle bağlantılı 17 Suudi’ye yaptırım kararı aldı.

Yaptırım uygulanacaklar arasında Suudi Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’ın eski başdanışmanı Suud el-Kahtani, Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosu Muhammed el-Katibi ve yardımcısı Mahir Mutreb de yer alıyor

ABD bunu yaptı ama Suudilere silah satışını durdurmadı.

17 kişinin ABD’deki mal varlığının dondurulması ve bu kişilerle Amerikalıların ticaret yapmasının yasaklanmasından daha önemliydi bu.

Amerika’nın çıkar kaygısıyla yapamadığını Almanya ve Danimarka yaptı.

Bu cinayete sert tepki gösteren bu ülkeler Suudilere silah satışını durdurdu.

Bunu başta ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa olmak üzere bütün ülkeler yapabilseydi keşke.

Bunu yapamadıkları gibi Rusya Devlet Başkanı Putin’in veliaht prensle Arjantin’deki G-20 Zirvesi’nde etrafa gülücükler saçarak kucaklaşıp elleriyle çak yapmaları da oldukça itici, yadırgatıcı ve utanç vericiydi bana göre.

Putin sanki Kaşıkçı cinayetinin baş sorumlusu olarak gösterilen veliaht prense “iyi yaptın, bir daha yap” der gibiydi.

Sen nasıl İslam devletisin?

Bu cinayetin üzerinden iki aydan biraz fazla bir süre geçti.

Şu ana kadar Suudi Arabistan’ın, bu ülkeyi yöneten kral ve veliaht prensin bu cinayetten dolayı Müslümanlığını, İslamcılığını, şeriatçılığını sorgulayan, eleştiren, böyle Müslümanlık olmaz diyen kimse çıkmadı.

Kimse bu konuda yazmadı.

Hiçbir meslektaşımız, olaya burasından bakmadı.

Halbuki tam bu noktada Suudi Arabistan’ın İslamcılığını, şeriat kurallarına göre devlet yönetimini, Müslümanlığını sorgulamak gerekmez mi?

Adama kardeşim sen nasıl İslam devletisin, bak İslam da böyle diyor ama sen böyle yapıyorsun demenin tam sırası değil mi?

Kimse demediğine göre şu emekli halimle bu iş de bana düştü demektir.

Fesli’den de çıt çıkmadı

Aslında bu iş öncelikle İslamcı yazarlara düşerdi.

Hani şu fesli Kadir denilen, Kadir Mısıroğlu isimli şahıs var ya Atatürk’e ipe sapa gelmez laflar edip abuk sabuk konuşmasını biliyor ama burnunun dibinde işlenen cinayet için ağzını açıp tek bir laf etmedi din kardeşlerine!

Aklını Atatürk’le bozan bu şahıs boş boş konuşacağına Suudi Arabistan’ın İslam’a zarar veren, Müslümanlığı rencide eden, şeriata kara çalan, kan bulaştıran bu cinayetine bir şey deseydi ya!

Sadece o değil hiçbir İslamcı yazar da bir şey demedi bu Suudilere!

Herkes kenarından köşesinden geçti bu konunun.

Çekirge’den silikonlu kadınlar

Fatih Çekirge, Hürriyet’te “Suudi Prens Selman ve BAE’den Prens Zayed… Ve yanlarındaki silikon kadınlar…” diye yazdı ama o da bu cinayetten dolayı Suudilerin Müslümanlığına bir şey demedi.

Yazısına prensle bikinili bir kadını yan yana gösteren bir fotoğraf koyan Çekirge “Bütün dünya gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın sırf muhalif diye Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosluğu’nda alçakça katledilmesine öfke yağdırırken… Ve bu emri de Prens Selman’ın verdiği artık herkesin ağzındayken gelen bu fotoğraf acaba bize ne demek istiyor?” dedi.

Özkök’den Mekke imamı

Ertuğrul Özkök de Mekke İmamının hutbesini konu ederken şunları söyledi;

“İslam âleminin en kutsal mekânı olan Mekke’de Mescid-i Haram’ın baş imamı Abdülrahman el Sudeysi, 19 Ekim günü çok acayip bir hutbe okumuş.

O hutbede, Kaşıkçı’nın öldürülmesinde baş sorumlu görülen Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman için “Bu asrın mücedditi” ifadesini kullanmış.

İslam Ansiklopedisi’ne göre “müceddid”, “yeni bir yol açan” demekmiş…

Sedat Ergin’in yazısından öğreniyorum ki Hazreti Muhammed bu kelimeyi şöyle yorumlamış:

“Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinlerinde yenileme yapacak (yüceddidü) birini gönderir…”

Yani baş imam prensi açık açık “Hazreti Muhammed’in işaret ettiği kutsal bir kişi” olarak anlatıyor.

Bu zat geçen yıl da Kadir Gecesi’nde Kâbe’de Selman için dua etmişti.

Kaşıkçı 2 Ekim günü öldürüldü. Baş imam bu konuşmayı 17 gün sonra yapıyor.

Yani Kaşıkçı’nın gaddarca öldürülüp parçalandığını bile bile bunu söylüyor…

Hayretler içindeyim…

Bütün Müslüman âleminin en kutsal mekânında oturup Müslümanların vicdanını kanatan cinayet hakkında tek kelime eleştiri yapmayan bir zatın, üstüne üstlük bir de prensi arş-ı âlâya çıkarmasına hayret ediyorum…”

Sedat Ergin, Ahmet Hakan ve bu cinayeti konu eden diğer yazarlar da yaşananların İslam’la, İslam devleti olmakla, şeriat hükümlerine göre yönetmekle bağdaşmadığını yazmadı.

Şeriat ne diyor?

Kısasa kısas diyor.

Yani Kaşıkçı’yı öldürenler öldürülecek.

Orada kurulan mahkemeden böyle bir sonuç çıkar mı?

Hiç sanmıyorum.

Bu mahkeme emri kimin verdiğini ortaya çıkarır da onu cezalandırır mı?

Bu da mümkün görünmüyor.

Eğer bu cinayet devlet eliyle işlendiyse, ki öyle görünüyor, o zaman uluslararası baskı sonucu açılan bu dava göstermelik olmaktan öteye gidebilir mi sizce?

Bana göre hayır.

Dolayısıyla bu dava tiyatrodan başka bir şey olmayacak.

Amerika’ya göre 17, Türkiye’ye göre 15, Suudi Savcıya göre 5’i idamla yargılanacak 11 suçlu var ve her biri devlet görevlisi olan bu suçlular kuvvetle muhtemel mahkemede bu cinayetin Suudi devleti ve baş şüpheli veliaht prensle ilgisinin olmadığını söyleyecekler.

Peki, bunu söylerken nasıl bir bahane uydurabilirler ki?

Aramızda husumet vardı mı diyecekler?

Alacak verecek meselesi, bizden borç aldı, ödemedi mi diyecekler?

Ailemizi taciz etti, bacımıza sarktı, bu cinayet namus cinayeti mi diyecekler?

Kan davalımız mı diyecekler?

Miras kavgası, arazi anlaşmazlığı vardı mı diyecekler?

Cemal Kaşıkçı bir tarihte yolda giderken bize omuz atmıştı mı diyecekler?

Veya trafikte yol verme kavgası mı yapmıştık diyecekler?

Ne derlerse desinler, ne uydururlarsa uydursunlar, hepsi boş laf olur ve kimse inanmaz.

Yemen’den de sabıkalı

Dinimize göre imtihan dünyasında isek, ki öyle, o zaman Suudi yönetimi Kaşıkçı’dan girdiği sınavdan çaktı demektir.

Hem de bu öyle bir çakma ki resmen dibi boyladılar.

Bunlar sadece Kaşıkçı’dan değil Yemen’den de sınıfta kaldılar.

Birleşmiş Milletler’in açıklamasına göre Yemen’de her 10 dakikada bir çocuk ölüyor.

Hem de açlıktan.

Sadece çocuklar değil büyükler de aynı durumda.

Haberlerde gördük; İnsanlar çaresizlikten yaprak yiyorlar.

Ortadoğu’nun en zengini Suudi Arabistan, en fakiri Yemen’i çoluk çocuk demeden bombalıyor.

Şii olmasıyla bilinen husi grubunun Yemen’in büyük bir kısmında güç kazanarak otoritesini artırmasından rahatsız olan sunni Suudiler Amerikan ve İngiliz silahlarıyla, bombalarıyla bu ülkenin üzerine kabus gibi çökmüş durumda.

Husilerin arkasında Şii İran olması, İran düşmanı Suudi Arabistan’ın Yemen’e saldırmasına vesile olmuş.

Herşey dünyanın gözü ününde oluyor.

Somali’ye bak Yemen’i gör.

İş o hale ha geldi, ha gelecek.

Var mı İslam’da komşuya saldırıp bomba atmak, insanları öldürmek?

Yok tabii ki.

Olmadığı gibi bizim dinimiz komşusu aç iken tok yatan bizden değildir diyen bir dindir.

Petrol ve umre-hac zengini Suudiler kapı bir komşusu Yemen’e yardım edeceği yerde onları açlığa, yoksulluğa, ölüme sürüklüyor.

Bırakın onlara yiyecek vermeyi daha önlerindeki yiyecekleri alıyor.

Var mı İslam’da böyle bir şey?

Bu mudur Müslümanlık?

Siz ne biçim Müslümansınız?

Suudiler Yemen’de bombayla yaptıklarını İstanbul’daki konsolosluklarında Kaşıkçı’nın başına poşet geçirerek yaptılar.

Bütün bunların ışığı altında eğer veliaht prens hazretleri, kral babasının da bilgisi veya bilgisizliği dahilinde bu cinayetin emrini verdiyse, o zaman bizim de onlara;

Siz ne biçim Müslümansınız?

Allah’tan korkmaz mısınız?

Sizde hiç mi vicdan yok?

Hadi bu dünyada kurtuldunuz, öbür dünyada bunun hesabını nasıl vereceksiniz?

Bilmez misiniz toprağın altında kaçacak yeriniz yok, o zaman ne yapacaksınız?

Dememiz gerekmez mi?

Dedik gitti zaten.

Eğer bu cinayetin sorumlusu sizseniz ve siz de Müslümansanız, yönettiğiniz ülke İslam devletiyse ve şeriat hükümlerine göre davranıyorsanız, ahaa buraya yazıyorum ben de o zaman Papa’yım kardeşim!

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Kaşıkçı Cinayeti ve Suudi Arabistan’ın Müslümanlığı  
bartinstar

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir