- Av. Semih Sargın yazdı
18 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7595 sayılı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, Türkiye’nin terörle mücadele tarihinde son derece önemli bir dönüm noktasıdır.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir: Bu düzenleme teknik anlamda bir genel af değildir. Ancak belirli suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturmaların 5 veya 10 yıl ertelenmesi, bazı hükümlülerin cezalarının infazının yine 5 veya 10 yıl ertelenmesi ve sürenin terör suçu işlenmeden geçirilmesi hâlinde cezaların tamamen ortadan kaldırılmasının ortaya çıkması, düzenlemenin kamuoyunda “af” tartışmasına neden olmasını anlaşılır kılmaktadır.
Buradaki en önemli mesele ise uygulamanın nasıl yapılacağıdır.
Terörün sona ermesi, silahların susması ve Türkiye’nin kalıcı bir barışa kavuşması elbette hepimizin ortak temennisidir. Ancak terör suçlarından hüküm giymiş kişilerin yeniden topluma dönmesi beraberinde ciddi bir güvenlik ve kamu düzeni sorumluluğu getirmektedir.
Devletin görevi yalnızca tahliye veya infaz ertelemesi yapmak değildir. Bu kişilerin yeniden suç işlemelerini engelleyecek denetim mekanizmalarının da eksiksiz kurulması gerekir.
Bir diğer hassas konu ise şehit ve gazilerimizin aileleridir.
Türkiye terörle mücadelede ağır bedeller ödedi. Binlerce aile evladını, eşini, kardeşini kaybetti. Toplumsal bütünleşme sağlanacaksa bu insanların acıları ve adalet beklentileri göz ardı edilmemelidir.
Barış, şehitlerin hatırasını unutturmak pahasına kurulamaz.
Abdullah Öcalan konusunda toplumun kaygısı giderilmelidir
Kanunun mevcut metni, 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanları 6. maddedeki infaz ertelemesinin dışında bırakmaktadır.
Dolayısıyla mevcut kanun üzerinden Abdullah Öcalan’ın doğrudan bu düzenlemeyle tahliye edileceğini söylemek hukuken doğru değildir.
Ancak toplumda, ileride verilebilecek bir Anayasa Mahkemesi kararı veya başka bir yargı kararıyla Öcalan’ın cezaevinden çıkmasının önünün açılabileceğine ilişkin ciddi bir endişe bulunmaktadır.
Bu endişe küçümsenmemelidir.
Eğer ileride böyle bir yargısal süreç ortaya çıkarsa, bunun Anayasa’nın eşitlik ilkesi, kanunilik ilkesi ve hukuk devleti bakımından açık ve şeffaf şekilde gerekçelendirilmesi gerekir.
Çünkü hukuk devletinde kişiye göre hukuk değil, hukuka göre kişi vardır.
TOPLUMSAL GERİLİM İHTİMALİNE DİKKAT
Devlet, terörün sona erdirilmesi sürecini yürütürken toplumun hassasiyetlerini de gözetmek zorundadır.
Özellikle terör örgütünü veya terör suçlularını öven, şehit ailelerinin ve gazilerin yaralarını yeniden kanatacak görüntü ve eylemler, toplumun sinir uçlarına dokunabilir ve yeni gerilimlere zemin hazırlayabilir.
Bu nedenle hem provokasyonlara karşı güvenlik tedbirleri alınmalı hem de vatandaşların meşru demokratik tepkilerini ifade etme hakkı korunmalıdır.
Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca terörün sona ermesi değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı, terörün ardından adaletin de ayakta kalmasıdır.
Şehit ailelerinin adalet duygusunun, gazilerimizin onurunun ve toplumun hukuk devletine olan güveninin korunmadığı bir süreç, toplumsal bütünleşme yerine yeni ayrışmalar doğurabilir.
Bu nedenle 7595 sayılı Kanun uygulanırken üç temel ilke gözden uzak tutulmamalıdır:
Şeffaflık. Eşitlik. Güvenlik.
Ve bunların yanında en önemlisi:
Adalet.
Çünkü gerçek barış, hukukun sustuğu yerde değil; hukukun herkese eşit uygulandığı yerde kurulabilir.
