“Çünkü devletin görevi sadece kazadan sonra ambulans göndermek değildir. Asıl görev, o ambulansa ihtiyaç duyulmasını engellemektir.”
KONUK KALEM
MÜJDAT GÜR
Her gün yollara çıkıyoruz. Kimi işe gidiyor, kimi evine dönüyor, kimi çocuğunu okula götürüyor, kimi yıllardır görmediği ailesine kavuşmak için kilometrelerce yol yapıyor.
Fakat Türkiye’de artık yola çıkmak, zaman zaman hayatımızı piyangoya çevirmek anlamına geliyor.
Bir anlık dikkatsizlik, bir hatalı sollama, yanmayan bir stop lambası, verilmeyen bir sinyal veya emniyet şeridinde gerekli işaretleri koymadan duran bir TIR…
Sonuç?
Bir aile daha yıkılıyor.
Bir çocuk daha babasız veya annesiz kalıyor.
Bir ocak daha sönüyor.
Ve biz bütün bunların ardından yine aynı cümleyi kuruyoruz:
“Trafik kazası oldu.”
Hayır!
Bunların önemli bir bölümü kaza değil, önlenebilir ihmaller zinciridir.
TIR VE KAMYONLARDA DENETİM YETERSİZ
Özellikle ağır vasıtaların karıştığı kazalar artık ciddi şekilde masaya yatırılmalıdır.
TIR, kamyon ve otobüs kullanan sürücülerin çok büyük bir sorumluluğu var. Çünkü birkaç ton ağırlığındaki bir aracın yapacağı hata, küçük bir otomobilde bulunan insanların hayatına mal olabiliyor.
Arka stop lambası çalışmayan araç nasıl trafiğe çıkabiliyor?
Sinyal sistemi düzgün çalışmayan araç nasıl kilometrelerce yol yapabiliyor?
Lastikleri, frenleri, aydınlatma sistemleri veya diğer güvenlik ekipmanları yeterli olmayan araçlar nasıl denetimlerden geçiyor?
Bunların hesabı sorulmalı.
Denetim, kazadan sonra değil; araç yola çıkmadan önce başlamalıdır.
TIR’IN SOL ŞERİTTE NE İŞİ VAR?
Bir başka büyük sorun ise çok şeritli yollarda ağır vasıtaların sollama biçimi.
Dört şeritli bir yolda TIR’ın uzun süre sol şeritlerde seyretmesi, arkasında kilometrelerce araç kuyruğu oluşturması artık sıradan bir görüntü haline geldi.
Ağır vasıta sollama yapacaksa yapmalı; ancak bu işlem trafik akışını tehlikeye sokmayacak şekilde, belirlenmiş kurallar çerçevesinde gerçekleştirilmelidir.
Bir TIR’ın birkaç kilometre boyunca sollama yapması ve arkasındaki araçların hızını düşürmesi normalleştirilemez.
Otoyol otomobilin hızla ilerlediği bir yerken, ağır vasıtaların kontrolsüz şerit işgali trafik güvenliğini doğrudan tehdit ediyorsa burada kuralı yeniden yazmak gerekir.
EMNİYET ŞERİDİ ÖLÜM ŞERİDİNE DÖNÜŞMEMELİ
Daha vahim bir başka konu…
Aracının bir kısmı yolda, bir kısmı emniyet şeridinde duran ve gerekli reflektif uyarıları kullanmayan araçlar.
Özellikle gece saatlerinde arkadan gelen sürücünün böyle bir aracı fark etmesi saniyeler içinde gerçekleşiyor.
Öndeki araç herhangi bir işaret vermeden aniden şeride çıkıyor.
Arkadan gelen araç ise yüksek hızla yaklaşmışsa artık fren yapacak mesafe bulamıyor.
Sonrası korkunç…
Bir çarpışma, birkaç saniye ve hayatını kaybeden insanlar.
Bu kadar basit mi?
Hayır!
Bu konuda ağır yaptırımlar ve çok daha sıkı denetimler şarttır.
SOL ŞERİTTE 80 KİLOMETREYLE GİDENLERE DE SORUYORUM
Şimdi otomobil sürücülerine de bir çift sözümüz olsun.
Sağdaki iki şerit bomboş…
Ama sen 80 kilometre hızla sol şeritte gidiyorsun.
Arkanda onlarca araç birikmiş.
Sen ise yolun sahibiymişsin gibi ilerliyorsun.
Bu da trafik kültürümüzün başka bir göstergesidir.
Sol şerit “ben burada giderim” şeridi değildir.
Trafik kuralları yalnızca TIR ve kamyon sürücüleri için değil, otomobil sürücüleri için de vardır.
Sollama yaparsın, işini bitirirsin ve tekrar sağ şeride geçersin.
Bu kadar basit.
BİZDE TRAFİK KÜLTÜRÜ DEĞİL, TRAFİK İNADI VAR
Asıl problem yalnızca kanunlarda değil.
Trafik kültürümüzde de ciddi bir problem var.
Sinyal vermeden şerit değiştirenler…
Telefonla araç kullananlar…
Takip mesafesini hiçe sayanlar…
Emniyet şeridini kullananlar…
Kırmızı ışıkta geçenler…
Sağ şerit boş olduğu halde sol şeritte kilometrelerce ilerleyenler…
Ve bütün bunları yaparken kendisini haklı görenler…
Artık bu anlayış değişmek zorunda.
AVRUPA’YI TAKLİT ETMEYELİM, BAŞARILI SİSTEMLERİ ÖRNEK ALALIM
Avrupa ülkelerinde trafik güvenliği konusunda uygulanan başarılı sistemleri incelemekten neden çekinelim?
Kim neyi doğru yapıyorsa onu inceleyelim.
Almanya’da, Fransa’da, Hollanda’da, Avusturya’da veya başka ülkelerde ağır vasıtaların şerit kullanımı, sürüş ve dinlenme süreleri, teknik kontroller, emniyet şeridi uygulamaları ve elektronik denetim sistemleri nasıl yapılıyorsa bunları masaya yatıralım.
Türkiye’nin şartlarına uygun olanları alalım.
Ama artık “bizde böyle gelmiş böyle gider” anlayışından vazgeçelim.
TRAFİK KANUNU SİL BAŞTAN YAZILMALI
Benim kanaatim açık:
Türkiye’nin trafik mevzuatı sil baştan ele alınmalıdır.
Yeni bir trafik düzenlemesi yapılmalı.
Sadece cezaları artıran bir düzenleme değil…
Kazaları önceden engelleyen bir sistem kurulmalı.
Ağır vasıtaların hangi şeritleri kullanabileceği açıkça belirlenmeli.
Sollama kuralları yeniden düzenlenmeli.
Teknik arızası bulunan araçların trafiğe çıkması çok daha ağır yaptırımlara bağlanmalı.
Stop ve sinyal lambaları elektronik sistemlerle denetlenmeli.
Emniyet şeridinde duran araçların zorunlu uyarı sistemleri olmalı.
Şerit ihlalleri ve tehlikeli sürüşler teknolojik sistemlerle tespit edilmeli.
Ve kuralları ihlal eden kim olursa olsun, istisnasız şekilde hesabını vermeli.
Çünkü trafik kuralı kişiye göre değişmez.
CEZA YAZMAK DEĞİL, CAN KURTARMAK
Yetkililere buradan açık bir çağrıda bulunuyorum:
Lütfen trafik kazalarını sadece istatistik olarak görmeyin.
Her rakamın arkasında bir insan var.
Her ölümün arkasında bir aile var.
Her ağır yaralanmanın arkasında bir hayat hikâyesi var.
Bugün “bir şey olmaz” diyerek geçilen bir ihmal, yarın bir insanın hayatına mal olabilir.
Artık kaza olduktan sonra açıklama yapma dönemini geride bırakmalıyız.
Kaza olmadan önce tedbir alma dönemine geçmeliyiz.
Türkiye’nin yolları büyüdü.
Araç sayısı arttı.
Trafik yoğunluğu katlandı.
Teknoloji gelişti.
Ama trafik anlayışımız aynı hızla gelişmedi.
İşte asıl mesele budur.
ARTIK BİRİLERİNİN “DUR!” DEMESİ GEREKİYOR
Daha kaç kişinin ölmesi gerekiyor?
Daha kaç ailenin ocağına ateş düşmesi gerekiyor?
Daha kaç anne-babanın evladını kaybetmesi gerekiyor?
Daha kaç çocuğun babasının veya annesinin tabutunun arkasından yürümesi gerekiyor?
Artık yeter!
Trafikte “kader” diyerek geçiştirilecek hiçbir ihmal kalmamalıdır.
Kurallar açık olacak.
Denetim sürekli olacak.
Cezalar caydırıcı olacak.
Teknoloji kullanılacak.
Ağır vasıtaların şerit kullanımı yeniden düzenlenecek.
Sürücü eğitimi güçlendirilecek.
Ve en önemlisi, insan hayatı her şeyin üzerinde tutulacak.
Çünkü devletin görevi sadece kazadan sonra ambulans göndermek değildir.
Asıl görev, o ambulansa ihtiyaç duyulmasını engellemektir.
Türkiye artık trafik konusunda günü kurtaran küçük düzenlemeler değil, kökten bir trafik reformu yapmak zorundadır.
Kanunları, denetimleri, eğitim sistemini ve trafik kültürünü birlikte değiştirmeliyiz.
Çünkü mesele yol değil.
Mesele araç değil.
Mesele sadece trafik de değil.
Mesele insan hayatıdır.
Ve insan hayatının bedeli yoktur.
ARTIK TRAFİKTE SİL BAŞTAN DÜZEN ZAMANI.
