İki insan, iki fotoğraf ve 25 yıllık gönül hikayesi

Bartın’da filizlenen ve yarım kalmış bir gönül hikayesini anlatıyor bu fotoğraflar. Liseli dönemlerin siyah beyaz anılarıyla başlayan, 25 yıl sonra renkli bir masala dönüşen gerçek bir yaşam öyküsü.

BartınStar, Hendekyanı’ndaki Bartın SSK Hastanesi’nde başlayıp çeyrek asırlık reklam arasından sonra İzmir’de son bulan iki resmin izini sürdü. Bakın neler buldu:

BARTINSTAR/YAŞAM

Sararmış yaprakların sokakları kapladığı, Türkiye’nin hızla ekonomik buhrana doğru sürüklendiği 1994 yılının soğuk bir Ocak günü, Bartın’ın tenha köşesinde kara-kuru bir delikanlı dayanılmaz sancılar içinde kıvranıyordu. 19 yıllık yaşamında belki de daha önce hiç yaşamadığı bu dozu yüksek acı ne olabilirdi! Yaşamının o en bıçkın döneminde küfürler savurarak Hendekyanı’ndaki SSK Hastanesi’nin aciline başvurduğunda ayakta duracak gücü kalmamıştı. Hayatın içinde beden sancısından daha büyük acıların olduğunu henüz bilmiyordu…

Hastaneye acil servisten giren o delikanlı, fotoğrafları ve sokak röportajlarından tanıdığımız Ersoy Bank’tan başkası değildi. Acil servisten girdiği SSK Hastanesi’nde “apandisit” sorunsalı nedeniyle hemen ameliyathaneye alındı. Operasyon başarılı geçti, eskisinden daha sağlıklı olarak servise taşındı. Her yıl milyonlarca insanın başından geçen bu acı dolu saatler, onda bir daha hiç unutamayacağı izler bırakacaktı.

İki günlük bir istirahatin ardından tam çıkacağı gün yeni yetme bir hemşire, son pansumanı yapmak için girdi odaya. Daha kapıyı açar açmaz dikkat çekmişti ama ameliyatlı bir hastanın yan gözle bakması hiç de uygun düşmeyecekti. Elindeki tetrisi bıraktı, kulaklığını çıkardı. Çaktırmadan genç hemşireyi izledi. Sıra kendisine geldiğinde tek bir laf etmedi. Heyecanlanmıştı. Kaçamak bakış bile atamadan bitiverdi pansuman. Son bir gayretle yaka kartına baktı. “Ayla” yazıyordu. Daha tam hemşire bile denilemeyecek 16-17 yaşlarındaki bu stajyer liselinin adını bir daha unutmayacaktı.

Çıkış işlemleri ardından hastaneden ayrılan Ersoy, evine ulaşır ulaşmaz yatıp istirahat etmek yerine dönemin meşhur kalın telefon rehberini aldı eline. Sarı sayfalardan yattığı servisin telefonunu bulmak zor olmadı, sevindi. Hemen çevirdi tuşları. Servise ulaştığında Ayla hemşireyi istedi. Kız, şaşkın bakışlarla telefonu aldı; “Merhaba, ben Ersoy. Sabah pansuman yaptığın hasta…” derken telefon şak diye kapandı suratına. Sarsılmıştı. Ancak yapacak da bir şey yoktu.

Bartın küçük yerdi. Bir hafta sonra çarşıda karşılaştıklarında birbirlerine bakakaldılar. Bu kez kırmadı Ayla, çay teklifini kabul etti. Kış soğuğu birden yerini meltem rüzgarlarına bırakmıştı.

Her şey böyle başladı. Bir yıl sonra başlayan askerlik, ilk ayrılıkları oldu. Cep telefonu, internet henüz yoktu. Mektuplaşmalar dönemin en heyecanlı şeyiydi.

Ancak Ayla’nın arada kurduğu tek bir cümle, Ersoy’u hiç olmadığı kadar yaraladı. Romantizm, yerini öfkeye bıraktı. Öfke büyüdü, işler kopma noktasına geldi. Manşete konu olan siyah beyaz o fotoğraf da 1995’in Mayıs’ında çekildi. İki sevgili bir aradaydı ama suratlar düşüktü.

Aylar süren o gerginlik giderilemedi. Birkaç ay sonra sırf mektupları geri vermek için askerden izne geldi Ersoy, Şahin marka arabayla, Sağlık Meslek Lisesi önünde öfkeli ve şımarık hareketlerle tavrını belli ediyordu. Ayla geldi, arabaya bindi, “Artık ne olacaksa olsun…”

Her şeyin biteceği o yolculuk, beklenmedik bir kazayla son buldu. Burnu kırılan Ayla hastaneye, Ersoy hasarlı araba nedeniyle babasına hesap vermeye gidiyordu. Bu son görüşmeleri oldu.


Askerliğin son evresinde kışlaya bir telefon geldi. Ayla “Evlendirecekler beni…” gibi bir şeyler mırıldandı. Asker ocağındaki tüm erkekler gibi bu durumu gururuna yediremeyen Ersoy, “Mutluluklar” diyebildi sadece, öfkesini belli edemedi. Büyük öfkelerin büyük anlamları olduğunu öğrenmemişti henüz. Nikah 1996 yazında, sıcak bir Ağustos ayında kıyıldı. O hastane odasında başlayan şey bitmişti.

Xxx
Askerlik sonrası şehre dönen Ersoy, çeşitli işlerde çalıştı. Bu sırada başka kadın arkadaşları da oldu. Tanıştığı her kadında Ayla’nın izlerini aradığını çok sonra fark edecekti. Bu sırada genç bir hanımla tanıştı. Askerden geldikten üç yıl sonra, 1999’un Eylül’ünde nikah masasına oturdu. Zaman zaman çalkantılı, zaman zaman geçici ayrılıklara sahne olan bu evlilik 20 yıl sürdü. Ve düzeltemeyeceklerini anlayınca bir yıl önce anlaşarak ayrıldılar.

xxx

Uzatmayalım; geçen 25 yıl içinde Ersoy ve Ayla hiç görüşmedi. Tek kelimelik bir mesajdan başka… Ersoy 44 yaşında bekar bir adam olmuştu bir anda. Ayla’nın 10 sene önce boşandığını, 7 ay sonra ortak bir dosttan öğrenecekti. Bir reklam işi vasıtasıyla bir araya geldikleri ortak dostla karşılaşmalarında tek konu Ayla’ydı. Bu sohbet, bir gün sonra İzmir’e mota mot aktarıldı. 24 saat sonra da Ayla’dan “Benim dedikodumu yapıyormuşsunuz” mesajı geldi…

-“İyiliğinden, güzelliğinden konuştuk” mesajı, 25 yıl sonra olacakların habercisiydi.

O mesajlaşmadan kısa süre sonra Ayla, hem ailesini görmek hem de tatilini geçirmek için Ocak ayında Bartın’a geldi. Buluştular. İkisi de iki evlat sahibi, ikisi de mutsuz bir evlilik geçirmişti. Kim ne derse desin, artık daha cesur ve ne istediklerini biliyorlardı. Ayla, 25 yıl çalışan devlet memurlarına verilen yeşil pasaport almaktan bahsederken Ersoy “Bol bol gezersin artık” dediğinde alacağı yanıt, bundan sonra hayatını şekillendirecek nitelikteydi: -Ben yalnız gezmek istemiyorum…

Her hanede hayaller ve hayatlar elbette farklıydı. Bu hikayede de kader ağlarını kimseye sormadan örecekti. Ayla, ayrıldıktan sonra hep aklının bir köşesinde olmasına rağmen durumu Bartın’a duyurmayacak kadar hassas bir kadındı. Kimsenin mutluluğu üzerinde gölge olmayı hazmedemezdi.

O buluşmadan sonrası çorap söküğü gibi geldi. Gecikmiş, ertelenmiş, ötelenmiş bir yakınlık, kısa sürede kendini gösterdi. Ersoy, yurt dışı gezisi için vize sorunundan bahsederken Ayla “Soy adını alırsam sende yeşil pasaport alabiliyorsun” çözümünü masaya sürdü. Yunan adaları için rezervasyon yapıldığında henüz Covid belası dünyaya musallat olmamıştı. Mart ayında İzmir’e giden Ersoy Bank, tarihi saat kulesi önünde tek taşı cebinden çıkardığında heyecanı sonsuzdu. Yunan adaları olmadı ama Akdeniz ve Ege turu, Ersoy’un en iyi bildiği sanata, fotoğraflara yansıyordu. 2020’nin 24 Temmuz’unda iki eski sevgili, İzmir’de gösterişli bir nikahla dünya evine girdi.

25 yıl önce verdiklerin pozun aynısını yine verince de BartınStar’a haber oldu.

YORUMLAR

En az 10 karakter gerekli
Tüm Yorumlar (1)

HIZLI YORUM YAP

sf TÜRKİYE'DE KORONAVİRÜS
2.373.115

VAKA

2.246.047

İYİLEŞME

23.664

ÖLÜM

127.068

AKTİF VAKA

sf DÜNYA'DA KORONAVİRÜS
93.418.283

VAKA

51.536.442

İYİLEŞME

2.000.905

ÖLÜM

41.881.841

AKTİF VAKA

Yazarlar
Video
Galeri

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Bartın Star | Yeni Bartın'ın Açılış Sayfası'e üye olun

Zaten üye misiniz ? Buraya tıklayarak Üye girişi sağlayabilirsiniz.

Bartın Star | Yeni Bartın'ın Açılış Sayfası'e giriş yapın

Henüz üye değil misiniz ? Buraya tıklayarak Üye olabilirsiniz.