SEMİH SARGIN YAZDI:
Türkiye bugün yalnızca Fatma Betül Sayan Kaya’nın tutuklanmasını konuşmuyor. Asıl tartışılması gereken, bu ülkede hukukun herkese eşit uygulanıp uygulanmadığıdır.
AKP’de bakanlık yapmış, bugün Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulunan bir ismin, eşiyle birlikte gerçekleştirdiği Özata Denizcilik hisse işlemleri nedeniyle gündeme gelmesi sıradan bir olay değildir.
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre yaklaşık 163 milyon liralık yatırımla 2,2 milyar liraya ulaşan bir kazanç söz konusu. Savcılığın tutuklamaya sevk yazısında ise fonların tasfiyesinden hemen önce gerçekleştirilen hisse devri, aynı gün ödeme yapılması ve Tera Grubu yöneticileriyle telefon görüşmeleri gibi dikkat çekici tespitler bulunuyor.
Normal şartlarda iki iş günü süren hisse takas sürecinin beklenmeden tamamlanması da cevaplanması gereken önemli sorulardan biri.
Şimdi soruyorum: Sıradan bir vatandaşın yaptığı işlemde bütün kurallar titizlikle uygulanırken, böylesine büyük meblağların söz konusu olduğu işlemlerde ayrıcalık mı tanındı?
Elbette soruşturma aşamasında kimseyi mahkûm ilan edemeyiz. Ancak savcılığın ortaya koyduğu iddialar da görmezden gelinemez.
İşin en acı tarafı ise parasına ulaşamayan yüz binlerce vatandaşın durumudur.
SPK’nın açıklamasına göre tasfiye kapsamındaki 131 fonda 455 bin 758 yatırımcı bulunuyor. Bir tarafta yıllarca biriktirdiği parasını çekemeyen emekli, esnaf ve aileler; diğer tarafta tasfiye kararından hemen önce hisselerini elden çıkardığı iddia edilen isimler.
Bu insanlar parasını ne zaman alacak? Birikimlerinin enflasyon karşısında erimesinin hesabını kim verecek?
Burada SPK’nın sorumluluğu da mutlaka araştırılmalıdır. Fonlar nasıl bu noktaya geldi? Denetim mekanizmaları neden zamanında işlemedi? Tasfiye öncesinde parasını çekenlerin hangi bilgiye sahip olduğu araştırıldı mı?
Tasfiye öncesinde fondan çıkan herkes suçlu değildir. Ancak içeriden bilgi edinerek haksız kazanç sağladığına ilişkin somut delil bulunan herkes hakkında adli ve mali inceleme yapılmalı, gerektiğinde mal varlıklarına el konulmalıdır.
Bir başka mesele de etkin pişmanlık ve geri ödeme konusudur. Sermaye Piyasası Kanunu’nun 107/3. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık şartları açıktır. Gönüllü iade ile ceza hukuku anlamındaki etkin pişmanlık birbirine karıştırılmamalıdır. Yapılan ödemenin hangi hukuki sonucu doğurduğu kamuoyuna açıklanmalıdır.
Eşinin de aynı işlemler kapsamında soruşturulmasına rağmen adli kontrolle serbest bırakılması ise kamuoyunda farklı uygulama yapıldığı yönündeki tartışmaları büyütmüştür. Her şüphelinin durumu ayrı değerlendirilmelidir; ancak bu farklılığın hukuki gerekçesi de açıkça ortaya konulmalıdır.
Devletin görevi yalnızca ana parayı iade etmek değildir. Parasına aylarca ulaşamayan vatandaşın uğradığı ekonomik kayıp da değerlendirilmelidir. Hukuki dayanağı bulunan faiz ve gecikme zararları da karşılanmalıdır.
AKP iktidarının 25 yıla yaklaşan siyasi geçmişinde toplumun adalete olan güvenini en fazla zedeleyen meselelerden biri, hukukun herkese aynı şekilde uygulanmadığı düşüncesidir.
Bir zamanlar bakanlık yapmış olmak, iktidar partisinin yönetiminde bulunmak hiç kimseye ayrıcalık sağlamamalıdır.
Benim meselem bir kişinin siyasi kimliği değil, milyonlarca insanın hukuk önünde eşit olup olmadığıdır.
Bugün sorulması gereken soru çok açık:
Hukuk gerçekten herkese eşit mi, yoksa iktidara yakın olanlar için görünmez bir koruma zırhı mı var?
Çünkü hukuk güçlüye dokunamadığı gün, vatandaşın gözünde adalet olmaktan çıkar, ayrıcalıklıların koruma kalkanına dönüşür.
Bu ülkede artık vatandaş parasını da adalete olan güvenini de kaybetmek istemiyor.


Hukuk gerçekten herkese eşit mi, yoksa iktidara yakın olanlar için görünmez bir koruma zırhı mı var?
Bu soruyu geçmişte CHP iktidarında soramazdınız bile.
Şimdi çan, çan iktidarı, AKP’yi eleştiriyorsunuz ama 25 yılda yaptıklarından bihabersiniz zannımca. Vesselam.